1986 yılında yaşanan Çernobil nükleer felaketi, dünya genelinde nükleer enerjiye karşı derin korkulara yol açmış ve Avrupa başta olmak üzere birçok bölgede bu enerjinin gelişimini önemli ölçüde yavaşlatmıştı. Ancak, aradan geçen 40 yılın ardından, nükleer enerji küresel ölçekte yeniden bir canlanma yaşıyor. Enerji güvenliği endişeleri, iklim değişikliğiyle mücadele ve artan enerji talebi gibi faktörler, ülkeleri nükleer güce tekrar yöneltiyor.
Çernobil faciasının yarattığı olumsuz imajın silinmesi ve daha güvenli teknolojilerin geliştirilmesiyle birlikte, yeni nesil nükleer reaktör tasarımları ön plana çıkıyor. Gelişmiş güvenlik sistemleri ve daha verimli çalışma prensiplerine sahip bu yeni nesil santraller, geçmişteki endişeleri gidermeyi hedefliyor. Birçok ülke, karbon emisyonlarını azaltma ve fosil yakıtlara bağımlılığı azaltma stratejileri kapsamında nükleer enerjiyi temiz ve sürdürülebilir bir seçenek olarak değerlendiriyor. Bu durum, nükleer enerji sektöründe yeni yatırımları ve uluslararası işbirliklerini de beraberinde getiriyor.